IN THE MOOD FOR A Big Heart
Ne hamileliğe, ne doğuma, ne bir çocuğa bakmaya hazır mısın değil misin değilmiş olay meğer. Birini bu kadar çok, böylesine tarifsiz, kelimelerin yetemediği kadar dilsiz sevmeye hazır mıymışsın asıl! Kalbin yetemeyecek sandığında korkmamaya hazır mıymışsın! İki soru ile iki cevap arasında kalmakmış meğer:
“Bir insan kendine böyle bir şeyi neden yapar ki?!”
ya da
“Bir insan kendini böyle bir şeyden neden alıkoyar ki?”
IN THE MOOD FOR Hopping
Kocim hep der ki “ilk çağlarda yaşasaymışım kesin güneşe tapardım!” :) Ben galiba bu çağda da aynı şekilde düşünüyorum. Dün ile bugün arasında derece değil ama güneş farkı var diye, dünün beni ile bugünün beni arasında dağlar kadar fark var. Aslında ilk insan olarak kalsak belki şu an çook daha iyi durumda olurduk, tadı hiç de eskisi gibi olmayan erikleri, ışığı hiç de eskisi gibi olmayan güneşler yeşertsin diye sabırsızca beklemezdik belki de:) Göçerdik!
IN THE MOOD FOR A Challenge
Benim problemim daha bir şeyler olmadan, olmuş gibi evhamlanmammış, kontrol edemeyeceğim şeyleri kontrol edemeyince paniklemem, alttaki bulanıksa üstteki netle yetinmemem. Ama benim olayım, benim ilimim bilimim 0.05 hata payı ile “forecast” yapmakken, belirli kısıtlar altında ve tüm diğer faktörler sabitken (ceteris paribus) bir oyunun oyuncuları ne yapar bunu öngörmekken nasıl korkmayayım. Ve de herkes korkmana gerek yok kii diyor, iyi ama nereden biliyor?
foto: evden
IN THE MOOD FOR A Scream
Bazen “asaletinden” sustuğun anlaşılmıyor: işte bir, işte iki, işte üç! Yok hayır anlaşılmıyor. Ve bir anda içinden, taa göbeğinin derinlerinden kopup gelen bir çığlık yükselip yükselip, desibeller edinip, yine de “asaletinden” küçük dilinin orada bir gıdıklanma olarak kalıyor. Taş oluyorsun, demir oluyorsun, ruhsuz oluyor, donakalıyorsun.
Foto/Photo: evden
IN THE MOOD FOR Wishes
Yeni yıl yeni dilekleriyle geldi. Ne garip değil mi, aslında sıradan bir gecenin sıradan bir akrep ve yelkovanı sıradan bir 00:00da buluşuyor, ve sen umutla doluyorsun, takvimi başa aldığında bir dolu şeyi de başa alma, belki tamamlama, ya da tamamen silip yeniden başlama kararları ile gülümsüyorsun. Yeni bir sana inandığın için yeni bir sabaha uyanıyorsun. İşte ben bu hali seviyorum: yeni yılın bana şans getireceğine inanmayı, yeniden doğumgünüm için heyecanlanmayı, yaz gelsin diye sabırsızlanmayı, olur olmaz planlar yapmayı:)
foto: evden
IN THE MOOD FOR Nevermind
Bazı insanlar böyledir: neşeli bir sesi, saçmasapan olan ama gülümseten bir anı, çocukça kaprisleri, biriyle uğraşmayı, kendiyle uğraşılmasını, başkalarına kadar ulaştığında “keşke biz de..” dedirtecek desibelde kahkahaları hak etmezler. Tek bahaneleri de “hayatın başkalarına güzel olduğu”dur. Bir gün madden olmasa da manen yalnız kalacaklardır onca eşe dosta arkadaşa aileye işe partiye seyahate içmeye yemeye paraya kariyere ve dahasına rağmen. Neyse en azından TVnin sesi hiç kesilmeyecektir… onlar için.
IN THE MOOD FOR Dialogues
Aslında ben her zaman evde, ofiste, şurda burda kendi kendine konuşan bir insandım. Ama şimdi düşününce, monologlarım bir süredir diyalog oldu öyle değil mi? Beni duyan var! Ve hatta belki cevap bile veriyordur benden habersiz :) Takma anne…Çok kral kadınsın anne…Amma yaptın anne… Kadınlar hep mi saçmalar anne… Kadınlara hep mi saçmalarlar anne…:)
IN THE MOOD FOR Acceptance
Dün yoga sınıfında bugüne dek gördüğüm en toparlak göbeği gördüm! Ben daha şimdiden kendimi yerküreden hallice hissediyor, Magellan üstümde dönse dolansa aynı noktayı bulur diye düşünecek kadar toparlak sanıyorken meğer daha Cihan’a dönüşmemişim bile! Bir yandan da buna bozulmamak, bununla eğlenmek ne acayip. Bunu kabullenmek :)
foto/photo: House Hotel Galatasaray
IN THE MOOD FOR Conversations
Oldum olası telefonda konuşmayı, hele uzun uzun konuşmayı sevmedim. Ama bazen telefonun ucundakine, sne öyleyeceğine, ne dinleyeceğine bağlı olarak yanına çayını, kahveni, sütünü koyup uzun uzun konuşmak ne de güzel oluyor:)
foto: evden
IN THE MOOD FOR Something New
Nasılsa önceki gün, dün ve bugün aynıydı; yarının başka olma ihtimali bile plan yapıp durmaktan ve ya planlar tutmazsa diye korkmaktan vazgeçmeye yetmez mi? Bazı şeyler zamanlı mı zamansız mı, gerçekleştiği o zaman pek anlayamıyoruz. Neden kendimize sorup duruyoruz? Ben mesela kendime ne de çok soran bir insanım, arada vermem gereken cevap “Boşver!” olmalı, o sondaki ünlem koca bir kahkaha, kaygısız bir ifade, saçları savurup omuzları silken bir silüet:)